ॐ Ω ∞ ♀ ༺ Δ
Sen istersen hiç gelme, ben sardım kendim içerim..

NSFW: Performance Artist Reenacts the Painting ‘The Origin Of The World’

Uğur’un tiradı

(Uğur)-Hasta mısın?

(Yusuf)-…

(Uğur)-Hasta mısın diye sordum?

(Yusuf)-Hayır.

(Uğur)-Bir derdin mi var?

(Yusuf)-Yok.

(Uğur)-Öyleyse nedir bu halin?

(Yusuf)-Yok bir şey.

(Uğur)-İyi o zaman.

(Yusuf)-Abla, abla gidelim buradan.

(Uğur)-Nereye..

(Yusuf)-Sana bir şey olacak diye ödüm kopuyor abla.

(Uğur)-Nereye!

(Yusuf)-Nereye olursa abla. Adana. İstanbul. Uğraşır çalışırım. Bak, mekanı da kapattılar. Bize ışık yok artık burada.

(Uğur)-Bu böyle olmayacak. Burada işin bitti artık. Yarın toparlan ve git.

(Yusuf)-Gidemem.

(Uğur)-Neden?

(Yusuf)-Artık sen varsın.

(Uğur)-Ne demek bu?

(Yusuf)-Aşık oldum abla görmüyor musun?

(Uğur)-Kime?

(Yusuf)-Kime olacak abla. Senden başka kim var artık.

(Yusuf)-Abla dur, gitme.

(Uğur)-Bırak lan, siktirme ablanı.


(Uğur)-Ne istiyorsun ulan sen benden?

(Yusuf)-Senden ne istiyim abla.

(Uğur)-Yavşama lan, ne istiyorsun benden?

(Yusuf)-Abla

(Uğur)-Sikmek mi istiyorsun ulan beni. Sikmek mi istiyorsun lan! Gel ulan o zaman köpek, gel! Gelsene hadi gelsene! Donumu da ben çıkariyim istersen. Seni mi kırcam ulan, seni mi kırıcam. O kadar emeğin geçti bana. Herkes baktı tadına bir de sen bak bakalım nasılmış! Gelsene lan!

(Yusuf)-Abla yeter artık yeter.

(Uğur)-Ne yeteri ulan ne! Daha başlamadık bile. Baştan söylemeyip niye bu kadar sıkıntıya soktun lan kendini. Durup dururken bitirim ayakları, kıskanma numaraları.. Ulan yüzüme otuzbir çeker gibi baktığını farketmedim mi sandın lan puşt! Nerden çıktı lan bunlar!

(Yusuf)-Sevdim abla. Ne kötülük var bunda?

(Uğur)-Ne sevmesi ulan, ne sevmesi? Bırak bu film ağızlarını pezevenk.

(Yusuf)-Böyle konuşma abla napayım, suç mu bu?

(Uğur)-Suç tabi suç, ne sanıyodun? Bekir niye kıydı lan canına, He? 20 senedir bok kokulu otel odalarında, adını bile bilmediğim şehirlerin siktirici yollarında ne arıyorum lan ben? Karılarını bile düzemeyen ibnelerin altında ne işim var lan benim? Parmak kadar çocuk neyin çilesini çekiyo lan?

(Yusuf)-Artık olmasın işte.

(Uğur)-Ne olmasın lan! Neyine güveniyorsun lan sen! Orda artık adamları düzüyorlar haberin var mı? Üç kuruş için hepsi sıraya geçmiş veren verene. Orospu sadece ben miyim sandın, lan!

(Yusuf)-Sen biraz da kendi kendine yapıyorsun.

(Uğur)-Siktir şurdan be! Ceza derler olum buna ceza.. Hakim kime kalem kırar düşündün mü hiç? Kimi falakaya yıkarlar? Kimi orospu yapıp, kimi aç öldürürler? Kim gözünü kırpmadan beynine sıkar kurşunu? Koyun gibi kesilmeyi bekleyen şerefsizler mi? Beş paralık düzenleri için hayatlarını peşkeş çeken pezevenkler mi? Söyle lan kim?


(Uğur)-20 yıl oldu. Gidilecek yer kalmadı. Söylenicek söz de. İstersen gittiği yere kadar gider. İstemezsen yarın çek git. Bir şey de söyleme.

https://www.youtube.com/watch?v=_LQsatJYutc

Bekir’in tiradı

yusuf: çocuk neden sakat abi? 
bekir: doğuştan… doğuştan denmez aslında. hamileyken babasından ağır bi dayak yemiş. 
yusuf: babası nerde? 
bekir: sinop’ta 
yusuf: hapishanedeki? geçen gün uğur ablayı hapishaneye giderken gördüm… 
bekir: sevgilisi… 
yusuf: onun için mi bu şehirdesiniz? sen? 
bekir: uzun hikaye… karışık… 

bekir: bu kaltakla aynı mahallede büyüdük. mevlanakapı’da. babası zabıtaydı. alkolik hasta bi adamdı rahmetli, erkenden de gitti zaten. bu anasıyla yoksul, perişan… bizim tuzumuz kuruydu, hacı babam yapmış bi şeyler. bi de zagor vardı. (burda müzik girer) bizim eski evin kiracısının oğlu. babası filimciydi yeşilçamda. cepçilik, arpacılık, her yol vardı itte. ama sevimli, yakışıklı oğlandı. bizimkine aşık etmiş kendini. ben efendi oğlanım, okul mokul takılıyorum o zamanlar. öylece büyüdük gittik işte. ne bok varsa hep askerliği beklerdim. dört sene kaldı, üç sene kaldı… sonunda o da geldi gittik. bizde de herkes bunu bekliyormuş; gelir gelmez yapıştılar yakama. ev düzüldü, kız bulundu, çeyiz falan filan… nikahlandık. iki taksi bi dükkan verdi peder…. dükkanda koltuk moltuk satardım. 

bi gün bu orospu çıkageldi. hiç unutmam, görür görmez cız etti içim. böyle basma bi etek dizine kadar, çorap yok, üstünde açık bi bluz, saçlar maçlar… pırlanta anlıyacağın. şunun bunun fiyatını sordu, dalga geçti benimle. kanıma girdi o gün. tabii taktım ben bunu kafaya. ertesi gün bi soruşturma… dediklerine göre yemeyen kalmamış mahallede. ama asıl zagor’a kesikmiş. zagor’da kaftiden içerde o sıra. bi gün, süslenmiş püslenmiş; zırt geçti dükkanın önünden. yazıldım peşine. tuhafiyeciye gitti, pastaneden çıktı; minibüs otobüs, geldik sağmalcılar’a; benim içimde bi sıkıntı. işi anladım tabii: zagor’u ziyarete gidiyo. bi tuhaf oldum, piçi de kıskandım. uzatmayalım çaresiz evlendik ötekiyle. o ara zagor içerden çıktı. sonra bi duyduk; kaçmış bunlar. altı ay mı bi sene mi; kayıp. hep rüyalarıma girerdi orospu. 

o gün dükkana gelişini hiç unutamadım. benimkine bile dokunamaz oldum. 

sonra bi daha duyduk ki iki kişiyi deşmiş zagor: biri polis, ikisinin de gırtlağını kesmiş. karakolda beş gün beş gece işkence buna. arkadaşlarının öcünü alıyorlar. kaltağa da öyle… önce öldü dediler zagor’a, sonra komalık. ankara’da oluyor bunlar. bizimki bi gün çıkageldi mahalleye. zagor içerde, en iyisinden müebbet. bi sabah dükkana geldim, baktım bu oturuyo. önce tanıyamadım. anlayınca içim cız etti. cız etti de ne? tornavida yemiş gibi oldu. çökmüş, zayıflamış, bembeyaz bi surat… ama bu sefer başka güzel orospu. orhanın şarkıları gibi. kalktı böyle, dimdik konuşmaya başladı. dedi para lazım, çok para. zagor’a avukat tutacakmış. ilerde öderim dedi. esnafız ya biz de, “nasıl?” diye sormuş bulunduk. orospuluk yaparım dedi, istersen metresin olurum. içime bişey oturdu ağlamaya başladım, ama ne ağlamak! işte o gün bi inandım orospuyla tam yirmi yıl geçti. uzatmayalım, zagor’a müebbet verdiler. ama rahat durmaz ki piç! ha birini şişledi, ha firara teşebbüs; o şehir senin bu şehir benim, cezaevlerini gezip duruyo. orospu da peşinden. sonunda dayanamadım: ben de onun peşinden… 

önce dükkan gitti, ardından taksiler. karı terk etti, peder kapıları kapadı. yunus gibi aşk uğruna düştük yollara. iş bilmem, zanaat yok. bu tınmıyo hiç. ilk yıllar ufak kahpeliklere başladı, sonra alıştı. gözünü yumup yatıyo milletin altına. 

gel dönelim diye çok yalvardım. evlenelim, pederi kandırırım, zagor’a bakarız: yok. kancık köpek gibi izini sürüyo itin. n’aptı buna anlamadım. kaç defa dönüp gittim istanbul’a. yeminler ettim. doktorlar, hocalar kar etmedi. her seferinde yine peşinde buldum kendimi. 

bi keresinde döndüm, biriyle evlenmiş bu, hamile… beni abisiyim diye yutturduk herife. nedense rahatladım, ohh dedim, kurtuluyorum. bu da akıllanmış görünüyo. yüzü gözü düzelmiş, çocuk diyo başka bişey demiyo. sinop’ta oluyo bunlar. ben de döndüm istanbul’a. doğumuna yakın, zagor bi isyana karışıyor gene. hemen paketleyip diyarbakır cezaevine postalıyorlar. çok geçmeden bizimki depreşiyo gene; o halinle kalk git sen diyarbakır’a, üç gün ortadan kaybol… herif kafayı yiyo tabii. dönünce bi dayak buna: eşşek sudan gelinceye kadar. kızın sakatlığı bu yüzden. 
sonra çocuğu doğuruyo. durum hemen anlaşılmamış. ortaya çıkınca bi gece esrarı çekip takıyo herife bıçağı. çocuğu da alıp vın diyarbakır’a, zagor’un peşine. allahtan herif delikanlı çıkıyo da şikayet etmiyo. 

ben o ara istanbul’da taksiden yolumu buluyorum. epey bi zaman böyle geçti. yine her gece rüyalarımda bu. zagor’un diyarbakır cezaevinde olduğunu duymuştum o sıralar. 

bi gece bi büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bi ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyo. bi daa açtım, başımda bi çocuk, kalk abi, diyarbakır’a geldik diyo. baktım, sahiden diyarbakır’dayım. bi soruşturma… kale mahallesi vardır oranın, bi gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bişey demedik. o gece oturup düşündüm. oğlum bekir dedim kendi kendime, yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını,usul usul yürü şimdi. 

o gün bugün usul usul yürüyorum işte. hııh! 

Hayatının son dört yılında pişmanlık ve kendini suçlamakla çok vakit geçiren Ka, sözle can yakma huyunu bir kimsenin ona duyduğu sevginin gücünü ölçmenin bir yolu olarak kullandığını da kendi kendine itiraf edecekti.
(via metroistasyonu)

d-1598:

Günaydın aklımın prensesi,
Ben kör oldum… Işığınla, seninle, senle ben
Kör oldum… Biliyorum, imkansız olanın peşindeyim…
Ama değerli olan imkansız olan değil midir?
Benim şu küçük, önemsiz ve çirkin hayatım
Senin için nedir ki? Ama ben senim… Seven,
Sana aşık olan ve seni isteyen…

Ali’nin Sekiz Günü